Dissosiyatif amnezi yaşayan insanların bile deneyimlediği o derin acı bize bir şey gösteriyor: Yapaylığın egemen olduğu bu dünyada bizi gerçek kılan tek şey, çektiğimiz acılardır.
Acıyı zihnen kabullendiğimizde bile onu hâlâ hissetmeye devam ederiz; çünkü acı, sinir sistemimiz aracılığıyla bedenimize işlenmiştir. Olumsuz duygular beslediğimiz insanları gördüğümüzde bile sırf bu yüzden karın ağrısı çekeriz.
Lakin şöyle bir gerçek vardır ki sevgili dostum; Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar eserinde belirttiği gibi, acının içinde saklı olan o tuhaf haz, insanın kendine uyanmasının tek yoludur. İnsan, kendi hakikatini bulmak için acının potasında pişmeli ve adeta acıyla olgunlaşmalıdır.
İnsanın kendi hakikatini bulması gerektiğine inanıyorum. Çünkü ne yazık ki içinde yaşadığımız toplumda; doğduğumuz andan itibaren duyduklarımız, gördüklerimiz, deneyimlerimiz ve hayatımıza girip çıkan insanların oluşturduğu, aslında bize ait olmayan yapay bir kimliğe sahip oluyoruz.
İşte tam da bu yüzden; kendi benliğimizi ve doğruyu bulabilmek için tüm kalıplaşmış, kendi ve toplumumuzun yargılarından sıyrılmalı, kendimizi kaybedip yeniden bulmamız gerekir.
Yaşadığım bu çok da uzun olmayan süre boyunca, insanların düşünmeye ve sorgulamaya pek de ilgili olmadıklarını gördüm. Belki de bütün bu varoluşsal sancıları çekerek bunları düşünmek yanlıştır… kim bilir?

Bir yanıt yazın